top of page
Blog
Sekans Blog
Ara


Bavuldaki Boşluk: Tayland Dönüşü Bir Fenomenolojik Hayatta Kalma Rehberi
Tayland’ın nemli sıcağından, tapınakların tütsü kokusundan ve o hiç bitmeyen "an" trafiğinden döndüğümüzde, aslında sadece bir şehre değil, bir algı kalıbına geri döneriz. Bavulu boşaltmak kolaydır; zor olan zihni o tanıdık, otomatik ve grileşmiş yargılardan kurtarmaktır. Mart ayı temamız olan Fenomenoloji , tam da burada bir "can simidi" gibi devreye giriyor: Şeylerin kendisine, yani en saf hallerine dönmek. İşte hayatın rutininde kaybolmamak için üç duraklı bir zihinsel re
vuslat özer
3 gün önce2 dakikada okunur


Kilometre Sıfır: Bir Orman Ruhunun Fenomenolojisi
İstanbul’un o akıl almaz hızı, insanı fark ettirmeden bir özne olmaktan çıkarıp, sistemin işleyen bir dişlisi, bir "nesne" haline getiriyor. Bir bakıyorsunuz; zevkleriniz, tercihleriniz ve hatta tepkileriniz bile size ait değil; sistemin size giydirdiği o steril üniformanın bir parçası olmuş. İki gün önce eleştirdiğiniz her şeyi, üçüncü günün sabahında vizit sırasında yaparken buluyorsunuz kendinizi. İşte tam bu noktada, fenomenolojinin o kadim çağrısı duyuluyor: "Özlere dönm
vuslat özer
14 Mar2 dakikada okunur


"Sanuk" ve Neşenin Etiği
SEKANSTERAPİ Tayland’ın sokaklarında, pazarlarında ya da o meşhur beyaz kumlu sahillerinde yürürken havada asılı duran bir kelime var: Sanuk. Kelime anlamı olarak "eğlence" diyip geçmek mümkün, ancak buradaki derinliği anlamak için Taylandlıların hayata bakışındaki o ince estetiği hissetmek gerekiyor. Bir psikiyatrist gözüyle baktığımda, "Sanuk"un sadece bir boş zaman aktivitesi değil, bir ruhsal regülasyon biçimi olduğunu fark ediyorum. Verimlilik Kıskacından Neşe Özgürlüğ
vuslat özer
13 Mar1 dakikada okunur
Sistemin Çarkları Arasında Bir Mola: "Oyun Hamuru" Olmaktan Çıkmak
Bir nöbet çıkışıydı. Üzerimde hastane koridorlarının o steril yorgunluğu, yanımda sadık dostum Olaf, önümde ise mart güneşinin bembeyaz aydınlığı... Bilgisayarımı ve artık bir "düşünce defterine" dönüşen günlüğümü alıp sitenin bahçesine çıktığımda, o kaçınılmaz soruyla yüzleştim: Hayat nedir? Ve biz bu devasa sistemin içinde ne kadar özgürüz? Psikanalizin dehlizlerinde dolanırken sıkça duyduğumuz o cümle yankılandı zihnimde: "Arzumuz, aslında Ötekinin arzusudur." Peki, ya es
vuslat özer
4 Mar1 dakikada okunur


Vizesiz Bir Ruhun Manifestosu: Nassim Soleimanpour ve Sınırların Ötesi
Yıl 2010. Tahran’da genç bir adam, pasaportu olmadığı için evinden birkaç kilometre uzağa gidemiyor. Askerlik yapmayı reddettiği için devlet ona "hareket etme hakkını" vermemiş. Nassim Soleimanpour, fiziksel olarak bir coğrafyaya, bir rejime ve en nihayetinde dört duvar arasına hapsedilmiş durumda. İşte "Beyaz Tavşan Kızıl Tavşan" tam bu klostrofobik daralmanın ortasında, bir nefes alma deliği olarak doğuyor. "Dünyaya Fırlatılmışlık" ve Sınırın Somutluğu Heidegger’in Geworfe
vuslat özer
28 Şub2 dakikada okunur


Neden Hiçbir Şey Yetmiyor?
Bazen her şey tam görünür. İyi bir iş, huzurlu bir ev, planlanmış seyahatler ve pazar sabahının o dingin sessizliği... Yine de içerde bir yerde, sanki bir yapbozun en hayati parçası eksikmiş gibi bir sızı kıpırdar. Lacan buna objet petit a der; arzunun o ele avuca gelmez nesnesi. Biz onu yeni bir ayakkabıda, bir sonraki tatil planında ya da bir başkasının onayında bulacağımızı sanırız. Oysa o parça, tanımı gereği eksiktir. Çünkü arzu, doyurulmak için değil, devam etmek için
vuslat özer
22 Şub2 dakikada okunur
bottom of page