Zihnin Brütalist Mevsimi: Mevsimsel Sisleri Bir "Tasarı" ile Dağıtmak
- vuslat özer
- 19 Şub
- 2 dakikada okunur
Mevsimsel geçişlerin ruhumda bıraktığı hissi bir mimari akımla tanımlamam gerekseydi, bu kesinlikle Brütalizm olurdu. Ham betonun o gri, ağır ve hiçbir süse yer bırakmayan çıplaklığı... Tıpkı sabahları uyanmaya dahi izin vermeyen o sisli ruh hali gibi; etrafımı saran duvarların tekdüze, devasa ve geçit vermez olduğu bir dünya. Bazen hayat, her şeyin anlamsız bir kütle olarak orada öylece durduğu gri bir gökyüzünün altına hapsolmuş gibi hissettirir.
Sartre, varoluşun bazen bir 'bulantı' gibi üzerimize çökebileceğini söylerken, aslında ruhun bu anlamsız kütleleşmesine işaret eder. Eylemle taçlanmayan her an, bizi yaşayan bir özneden ziyade, olduğu yerde ağırlaşan bir beton blokuna dönüştürür. Kendi üzerimize çöken bu ham ağırlık, bizi seçimsizliğin o tanıdık, konforlu ama nefessiz bırakan karanlığına hapseder.
Ronchamp’ın Düzensiz Pencereleri
Ancak Le Corbusier, Ronchamp Şapeli’ni tasarlarken bu ağır betonun içine bir sihir yerleştirmiştir. Şapelin o devasa, karanlık duvarına baktığınızda ilk gördüğünüz şey gri bir kütledir. Ama biraz daha dikkatli baktığınızda, duvarın üzerine sanki rastgele serpiştirilmiş gibi duran, her biri farklı boyutta ve derinlikte onlarca pencere görürsünüz.
İşte bu pencereler, Sartre’ın "seçim" dediği şeydir. Dışarıdaki ışık içeriye tek bir devasa camdan girmez; o kalın, gri betonun içinden süzülerek, farklı açılardan ve renklerden geçer. Işık, betona rağmen oradadır. Hatta ışığı asıl anlamlı kılan, o betonun yarattığı zifiri karanlık ve ağırlıktır.
Kendi Duvarını Delmek: Üretim ve Eylem
Bu ağır mevsimin içine bir üretim sığdırmak, zihindeki o ham betonun üzerine yeni bir pencere açmaktır. Bu üretim bir yazı, bir görüntü ya da bir ses olabilir; önemli olan eylemin kendisidir. Depresif eylemsizliğin o tekdüze betonunu balyozla yıkmaya çalışmak yerine, sadece ışığın sızabileceği kadar bir alan açmak...
Sartre’cı bir perspektifle, üretmeye başladığımız an "nesne" olmaktan çıkıp yeniden "özne" haline geliriz. Işığın hüzmesi içeri girdiğinde, o gri beton artık boğucu bir hapishane değil, ışığı daha parlak gösteren bir dekora dönüşür. Ortaya koyduğumuz eserin dünyada bulduğu yankı ise o pencereden sızan ışığın bir yere çarptığının kanıtıdır.
Uyanış: Işığın Açısını Ayarlamak
Uzun süren sessizliklerden sonra gelen o ilk üretken sabah, pencerelerden giren ışığın altında biraz daha fazla vakit geçirebilmek demektir. Mevsim hala gri, beton hala ağır olabilir; ama artık Ronchamp’taki gibi biliyoruz: Duvar ne kadar kalın olursa olsun, bir pencere açma iradesi her zaman varoluşun elindedir.
Sekans’ın bu sayısında kendimize şunu soralım: Bugün o ağır durağanlığın içine hangi düzensiz, küçük ama parlak pencereyi açacağız?



Yorumlar