Dönüş
- vuslat özer
- 18 Ağu
- 3 dakikada okunur
Uzunca bir süre, zamanımı yalnızca hayatın getirdiği sorumlulukları yerine getirmeye ayırdım.
Oysa bundan önce içimdeki sesi daha rahat duyabildiğim bir dönemdeydim. Neye ihtiyacım olduğunu anlayabiliyor, bu ihtiyaçları görebiliyor ve onları sağlıklı bir şekilde karşılamak için kendime alan açabiliyordum.
Sonra hayatın öncelikleri değişti.
Bakım veren olmak, psikiyatri uzmanlığı için sözlü sınava hazırlanmak, tez için okumalar yapmak, çalışmak… Kendime ayırdığım alan giderek küçüldü. Hatta bir noktada neredeyse tamamen ortadan kalktı.
Ve galiba burada özellikle söylemek istediğim bir şey var: Bunun böyle olması gerekiyordu.
Bugün geriye dönüp baktığımda, nisan ve ağustos arasındaki o yoğun döneme kızgın değilim. Aksine, iyi ki yaşanmış diyorum. Bana, gerektiğinde önceliklerimin değişebileceğini; sorumluluklarım doğrultusunda hayatımı ve yapılacaklar listemi yeniden düzenleyebildiğimi gösterdi. Üstelik bütün bu çabanın sonunda emek verdiğim şeylerin başarıyla sonuçlandığını görmek, “iyi ki” demeyi biraz daha kolaylaştırdı.
Benim hesaba katmadığım şey sonrasında olacaklardı.
Kendime şöyle bir hikâye anlatmışım:
Bütün bunlar bitsin. Sonra yeniden zamanım olacak. Ve her şey eski haline dönecek.
Sanki son sorumluluğun üzerini çizdiğim gün görünmez bir parmak şıklayacak ve ben birkaç ay önce bıraktığım hayatın içine kaldığım yerden geri dönecektim.
Hiç de öyle olmadı.
Temmuzun sonundan beri kendimi yeniden kendimi ararken buluyorum.
Çünkü unuttuğum bir şey vardı: Hayatımızdaki her “aşama”dan aynı kişi olarak çıkmıyoruz.
Bazen çok küçük, bazen bizi şaşırtacak kadar büyük değişimler oluyor içimizde. Yaşadıklarımız yalnızca takvimimizden birkaç ay götürmüyor; ihtiyaçlarımızı, önceliklerimizi, alışkanlıklarımızı, hatta zaman zaman kendimizi algılama biçimimizi de değiştiriyor.
Benim içimde de hazırlıksız yakalandığım bazı değişimler olmuştu.
Ama bunu henüz bilmiyordum.
Bu yüzden birkaç ay önce bana iyi gelen rutinlere geri dönmeye çalıştım. Masaya oturdum. Bilgisayarımı açtım. Eskiden yaptığım şeyleri yeniden yapmaya çalıştım.
Ve neredeyse her seferinde o masadan başarısızlık ve kaybolmuşluk hissiyle kalktım.
Sanki bende bir şeyler bozulmuştu.
Düzeltmem gereken bir şey vardı.
Uzunca bir süre değişmiş olmamı bir problem olarak gördüm. Eski rutinlerime dönemiyorsam yeterince çabalamıyor olmalıydım. Eskiden keyif aldığım şeyler aynı şekilde gelmiyorsa bir yerlerde yanlış yapıyor olmalıydım.
Ta ki bir gün kendi kendime yazarken başka bir ihtimali fark edene kadar:
Belki bu değişiklik bir yanlış değildi. Belki karşımdaki, benim yeni bir versiyonumdu.
Evet. Terapi seanslarında, hatta o kısacık poliklinik görüşmelerinde bile insanlara tekrar tekrar söylediğim o şey yine gelip beni bulmuştu:
Yazın.
İçinizden geçenleri bir yere dökün. Kimse okumayacakmış gibi, düzgün cümle kurmak zorunda değilmişsiniz gibi yazın.
Bu kez işe yarayan kişi bendim.
Yazdıkça “eski halime nasıl döneceğim?” sorusunun belki de yanlış soru olduğunu fark etmeye başladım.
Çünkü artık dönmem gereken bir yer olmayabilir.
Belki yapmam gereken, birkaç ay önceki hayatımı eksiksiz şekilde yeniden kurmaya çalışmak yerine, şu an olduğum kişiyi tanımak.
Neye ihtiyacı olduğunu yeniden sormak.
Nelerin artık ona iyi gelmediğini kabul etmek.
Ve nelerin hâlâ içini kıpırdattığını fark etmek.
Yeni düzenime adapte olmaya başladım.
“Oldum” demiyorum. Başladım.
Çünkü hâlâ bir geçiş dönemindeyim. Hayatımda benim kontrolüm dışında gelişen değişimler var. Bazı şeyler henüz yerli yerine oturmadı. Bazılarının nereye oturacağını ben de bilmiyorum.
Sanırım hayatımın şu anki dönemi de tam olarak böyle bir dönem.
Bu yüzden birkaç gün önce kendime başka bir soru sordum:
Altı ay önceki hayatımdan en çok neyi özlüyorum?
Cevabım şaşırtıcı derecede hızlı ve netti.
Sekans'a yazmayı.
Belki de bu yüzden bu yazıyı okuyorsunuz.
Sekans'ın bundan sonra nasıl ilerleyeceğini henüz bilmiyorum. Yine her ay tek bir temanın peşinden mi gideceğiz, yoksa merakımız bizi nereye götürürse oraya mı sapacağız, emin değilim.
Ama bildiğim birkaç şey var.
Psikoloji ve hayat buradan hiç eksilmeyecek.
Bazen felsefi bir tartışmanın içine gireceğiz. Bazen tek bir kavramı alıp farklı felsefi akımların ona ne söylediğine bakacağız ve sonra dönüp kendi hayatımızda karşılığını arayacağız. Bazen psikiyatri konuşacağız. Bazen bir kitapta okuduğumuz tek bir cümlenin peşinden sayfalarca gideceğiz.
Ama sanırım her şeyden önemlisi, yine içimizi dökeceğiz.
Çünkü Sekans'a geri dönmeye karar verdiğim sırada fark ettiğim şey şu oldu:
Ben aslında eski Sekans'ı geri getirmeye çalışmıyorum.
Tıpkı eski kendimi geri getirmeye çalışmadığım gibi.
İkisinin de şimdi kim olduğunu merak ediyorum.
O yüzden bu bir “kaldığımız yerden devam ediyoruz” yazısı değil.
Kaldığımız yer artık yok.
Yeni bir yerden devam ediyoruz.
Biz geldik.


Yorumlar