top of page

Eve Dönen Aynı Kişi Değildir

10 Eyl
3 dakikada okunur

Christopher Nolan’ın The Odyssey filmini izlerken, hikâyenin merkezindeki şeyin eve dönmek olduğunu düşünmek kolay.

Odysseus savaştan çıkmıştır. İthaka uzaktadır. Penelope oradadır. Oğlu oradadır. Evi, tahtı, geçmişi, yani geride bıraktığı hayat oradadır.

Yapması gereken tek şey geri dönmektir.

Ama Odysseia hiçbir zaman yalnızca bir eve dönüş hikâyesi olmadı.

Çünkü bazı yolculuklarda mesafe yalnızca iki yer arasında değildir.

Yola çıkan kişiyle eve dönen kişi arasında da bir mesafe oluşur.


İthaka aynı olabilir. Odysseus değildir.

Odysseus’un yolculuğu yıllar sürer. Savaş, kayıplar, karşılaşmalar, korku, arzu, yalnızlık, hatalar…

Ve bütün bunların sonunda ulaşmaya çalıştığı yer hâlâ aynıdır: İthaka.


İnsanın hayatında da bazen böyle dönemler oluyor.

Bir şeyler dağıldığında, uzun bir dönem sona erdiğinde ya da hayat beklediğimizden fazla değiştiğinde zihnimizde oldukça tanıdık bir cümle beliriyor:

“Eski halime dönmek istiyorum.”

Eski düzenime.

Eski enerjime.

Eskiden sevdiğim şeylere.

Kendimi daha çok “kendim gibi” hissettiğim o döneme.

Bu arzunun içinde çok insani bir taraf var. Tanıdığımız bir yere dönmek istiyoruz. Çünkü tanıdık olan, güvenli hissettiriyor.

Ama burada küçük bir problem var:

Geri dönmek istediğimiz kişi artık orada olmayabilir.

Çünkü zaman yalnızca etrafımızdaki şeyleri değiştirmiyor.

Bizi de değiştiriyor.


Dönüş, bazen bir yanılsamadır

Herakleitos’un nehri tam da burada yeniden karşımıza çıkıyor.

Aynı nehre yeniden girebiliriz belki.

Ama ne su aynıdır, ne de nehre giren kişi.

Eski rutinlerimize dönebiliriz. Aynı şehre gidebiliriz. Eskiden sevdiğimiz bir kitabı yeniden okuyabilir, yıllardır dinlemediğimiz bir şarkıyı açabiliriz.

Bütün dekor aynı olabilir.

Ama deneyim artık aynı değildir.

Çünkü arada yaşamışızdır.

Ve yaşamak, insanın üzerinde iz bırakır.

Belki “oluş” fikrinin en zor taraflarından biri de budur.

Değişimi kabul etmek kolaydır; değişimin geri döndürülemez olduğunu kabul etmek biraz daha zor.

Çünkü bazen değişimin yalnızca iyi taraflarını isteriz.

Öğrenelim ama incinmeyelim.

Büyüyelim ama bir şey kaybetmeyelim.

Değişelim ama kendimiz aynı kalsın.

Hayat böyle çalışmıyor.

Bazı deneyimler yeni bir şey eklemekten çok, eski bir şeyi artık mümkün olmaktan çıkarıyor.


Yolculuktan önceki kişiye dönemeyiz

Odysseus’un asıl meselesi belki de yalnızca İthaka’ya ulaşmak değildir.

İthaka’ya kim olarak ulaşacağıdır.

Çünkü savaş görmüş, arkadaşlarını kaybetmiş, yanlış kararlar vermiş, hayatta kalmış bir insanın eve dönmesiyle; savaşa giden adamın geri gelmesi aynı şey değildir.

Psikolojide de zorlayıcı yaşam olaylarından sonra sık duyulan beklentilerden biri “eski haline dönmek”tir.

Oysa ruhsal iyileşmeyi her zaman başlangıç noktasına geri dönüş olarak düşünmek doğru olmayabilir.

Bazı deneyimlerden sonra eski benliğe geri dönülmez.

Ama bu mutlaka bir bozulma anlamına gelmez.

Bazen iyileşme, eskisi gibi olmak değil; yaşananları yeni benliğin içine yerleştirebilmektir.

Kaybı silmeden yaşamaya devam etmek.

Bir deneyimi unutmak yerine onun hayat hikâyesindeki yerini değiştirmek.

“Bundan önce kimdim?” sorusunun yanına,

“Bundan sonra kim oluyorum?”

sorusunu koyabilmek.

Belki oluş tam olarak burada başlıyor.


Peki ya eve vardığımızda?

Eve dönüş hikâyelerinin tuhaf bir yanı vardır.

Bütün yolculuk boyunca varış anını bekleriz.

Bir sınav bitsin.

Bir proje tamamlansın.

Bu dönem geçsin.

Bu şehirden dönelim.

Çocuklar büyüsün.

İşler biraz sakinleşsin.

Sonra yeniden kendimize döneceğimizi düşünürüz.

Ama hayatın bir bölümü bittikten sonra bazen beklediğimiz rahatlama hemen gelmez.

Çünkü dışarıdaki yolculuk sona ermiştir ama içerideki henüz bitmemiştir.

İthaka’ya varmış olabiliriz.

Fakat İthaka’daki hayatı yaşayacak kişiyi henüz tanımıyor olabiliriz.

Bu yüzden belki büyük dönemlerin ardından hemen “eski düzeni” kurmaya çalışmak yerine biraz başka bir şeye ihtiyacımız vardır:

Yeni hâlimizi tanımaya.

Şimdi neyi seviyoruz?

Neye artık tahammül edemiyoruz?

Eskiden önemli olan hangi şey önemini kaybetti?

Hangi ihtiyaçlarımız yeni ortaya çıktı?

Hangi tarafımız geride kaldı?

Hangisi yol boyunca doğdu?

Bunların cevapları bazen şaşırtıcı olabilir.


İthaka belki de bir son değildir

Odysseus’un eve dönme arzusu hikâyeyi hareket ettirir.

Ama yolculuğun anlamı yalnızca eve ulaşmak olsaydı, bütün o yol gereksiz olurdu.

Belki yolun anlamı biraz da şudur:

İnsan bazen bir yere geri dönerken bile ileri gider.

Aynı eve.

Aynı ilişkiye.

Aynı işe.

Aynı sabaha.

Ama başka biri olarak.

Eylül boyunca konuştuğumuz oluş fikri de tam burada yeniden beliriyor.

Oluş, kendimize sürekli yeni kimlikler yaratmak değildir.

Her yaşadığımız şeyden sonra dramatik biçimde “yeni bir ben” olmak da değildir.

Daha sessiz bir şeydir.

Yaşadıklarımızın bizi değiştirmesine izin vermek ve buna rağmen kendimizle olan sürekliliğimizi kaybetmemek.

Belki insanın hayatı boyunca yaptığı şey biraz da budur:

Değişirken kendisini tanımaya devam etmek.


Bu yüzden bazı yolculukların sonunda sorulması gereken soru,

“Eski halime nasıl dönerim?”

değildir.


Belki daha doğru soru şudur:

“Buraya kadar gelen kişi kim?”


Çünkü bazen İthaka’ya varırız.


Ev aynıdır.


Ama eve dönen artık aynı kişi değildir.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Dönüş

Uzunca bir süre, zamanımı yalnızca hayatın getirdiği sorumlulukları yerine getirmeye ayırdım. Oysa bundan önce içimdeki sesi daha rahat duyabildiğim bir dönemdeydim. Neye ihtiyacım olduğunu anlayabili

 
 
 

Yorumlar


bottom of page