Vizesiz Bir Ruhun Manifestosu: Nassim Soleimanpour ve Sınırların Ötesi
- vuslat özer
- 28 Şub
- 2 dakikada okunur

Yıl 2010. Tahran’da genç bir adam, pasaportu olmadığı için evinden birkaç kilometre uzağa gidemiyor. Askerlik yapmayı reddettiği için devlet ona "hareket etme hakkını" vermemiş. Nassim Soleimanpour, fiziksel olarak bir coğrafyaya, bir rejime ve en nihayetinde dört duvar arasına hapsedilmiş durumda. İşte "Beyaz Tavşan Kızıl Tavşan" tam bu klostrofobik daralmanın ortasında, bir nefes alma deliği olarak doğuyor.
"Dünyaya Fırlatılmışlık" ve Sınırın Somutluğu
Heidegger’in Geworfenheit (fırlatılmışlık) kavramı, Nassim’in hayatında sadece felsefi bir terim değil, bir pasaport kontrol noktasıydı. İnsan, kendi seçmediği bir coğrafyada, kendi belirlemediği kuralların içine fırlatılır. Nassim için bu fırlatılmışlık; vize kuyrukları, mühürlenmiş kapılar ve "yasak" kelimesiyle somutlaşmıştı. Ancak varoluşçuluk tam da burada başlar: Sana yapılanla, senin ne yaptığın.
Nassim, bir insanın fiziksel olarak bir yerde dururken, zihinsel ve ruhsal olarak nasıl dünyanın öbür ucunda olabileceğini kanıtlamak istedi. Kendisi uçağa binemiyordu, ama bir zarfın içine koyduğu kelimeleri her yere uçabilirdi.
Büyük Öteki’nin Yokluğu: Yazar Sahnede Değil
Oyunun en sarsıcı yanı, yazarın (otoritenin) odada olmayışıdır. Nassim, oyunun metnini öyle bir tasarladı ki, oyuncu metni ilk kez sahnede, seyircinin önünde açar. Bu, psikanalitik bir bakışla "Büyük Öteki"nin (kanun koyucunun) fiziksel yokluğuna rağmen etkisinin mutlaklığını temsil eder.
Nassim orada değildir, İran’dadır; belki o an evinde çay içiyordur. Ama onun kelimeleri, binlerce kilometre ötedeki bir sahnede, bir yabancının ağzından dökülerek oradaki onlarca insanı yönetir. Bu, pasaportu elinden alınan bir adamın, dünyadaki en güçlü otoriteye dönüşme şeklidir: Fikirlerin otoritesi.
"Kötü Niyet" mi, Otantik Bir Seçim mi?
Jean-Paul Sartre’ın "insan özgürlüğe mahkûmdur" sözü, bu oyunun her saniyesinde yankılanır. Metin boyunca oyuncu ve seyirci, "Şimdi ne olacak?" sorusuyla baş başadır. Nassim bizi, yaşamın provasının olmadığı gerçeğiyle yüzleştirir. Bizler genellikle bir başkasının yazdığı senaryoları (toplumsal roller, mesleki kimlikler) sanki kendi seçimimizmiş gibi oynarız; Sartre buna "kötü niyet" (bad faith) der.
Nassim, kendi hapisliğini öyle bir avantaja çevirmiştir ki; izleyiciye şunu sorar: "Ben buradayım çünkü çıkmama izin verilmiyor. Peki siz neden oradasınız? Özgür olduğunuzu sandığınız o koltuklarda aslında ne kadar özgürsünüz?"
Bir Başkaldırı Olarak Sanat
Bu oyun, bir hikaye anlatmaktan ziyade bir varlık kanıtıdır. "Eğer bedenim bu sınırların dışına çıkamıyorsa, sesimi her dilde, her sahnede yankılatacağım" diyen bir adamın zaferidir. Nassim Soleimanpour, pasaportu olmadığı için dünyayı gezen tek yazardır.
Onun metni, o kapalı zarfın içinden her çıktığında, sınırları çizen ellere karşı bir kez daha galip gelir. Çünkü varoluş, kısıtlandığı yerden taşmanın bir yolunu mutlaka bulur.



Yorumlar