Neden Hiçbir Şey Yetmiyor?
- vuslat özer
- 22 Şub
- 2 dakikada okunur
Bazen her şey tam görünür. İyi bir iş, huzurlu bir ev, planlanmış seyahatler ve pazar sabahının o dingin sessizliği... Yine de içerde bir yerde, sanki bir yapbozun en hayati parçası eksikmiş gibi bir sızı kıpırdar. Lacan buna objet petit a der; arzunun o ele avuca gelmez nesnesi. Biz onu yeni bir ayakkabıda, bir sonraki tatil planında ya da bir başkasının onayında bulacağımızı sanırız. Oysa o parça, tanımı gereği eksiktir. Çünkü arzu, doyurulmak için değil, devam etmek için o boşluğa ihtiyaç duyar.

Arzu, İhtiyacın Ötesindeki O Boşluktur
İhtiyaçlarımız basit ve somuttur; karnımız acıktığında yemek yeriz ve o ihtiyaç doyar. Ancak arzu böyle çalışmaz. Arzu, ihtiyacın doyurulduğu o noktadan sonra geriye kalan, hiçbir nesneyle tam olarak kapanmayan o "artık" hissidir.
Lacan’ın "objet petit a" dediği şey tam da buradadır: O, ulaştığımızı sandığımız anda bir sonraki durağa kaçan, serap gibi bir hedeftir. Yeni bir şehre taşınmanın, o terfiyi almanın veya o çok istediğimiz kitabı bitirmenin bizi "tam" yapacağını sanırız. Fakat o hedefe vardığımızda, içimizdeki o kadim boşluğun yerli yerinde durduğunu fark ederiz.
Klinik Bir Not: "Terapide çoğu zaman bu 'eksik parçayı' bulmak için çabalarız. Oysa asıl mesele, o parçayı bulmak değil, o boşluğun etrafında nasıl bir hayat kurduğumuzdur. Arzu, bizi yerimizden eden, yola çıkaran, yeni bir sekans başlatmamızı sağlayan o motor güçtür. Eğer her şey tam olsaydı, anlatacak bir hikayemiz de kalmazdı.
Eksikliğin Zarafeti ve Yeni Sekanslar
Belki de modern insanın en büyük yanılgısı, mutluluğu bir "tamamlanmışlık hali" olarak kurgulamasıdır. Stoacı bir perspektifle bakarsak; dış dünyadaki nesnelerin bu içsel boşluğu doldurmasını beklemek, beyhude bir çabadır.
Eksiklik bir kusur değil, insani bir zorunluluktur. Bizler, o boşluk sayesinde yazarız, o boşluk sayesinde üretiriz ve o boşluk sayesinde bir başkasına ihtiyaç duyarız. Tam ve eksiksiz bir varlık, kendi içine kapalı bir heykel gibidir; hareket etmez, arzulamaz.
Sekans tam da bu yüzden var: Bir sahne biter, bir boşluk oluşur ve o boşluktan yeni bir sahne doğar. Eksik parçayı aramayı bırakıp, o eksikliğin bizi nereye götürdüğüne bakmak; belki de "iyi oluşun" ilk adımı budur.
O halde, pazar sabahının bu dinginliğinde kendimize soralım: İçimdeki o boşluk olmasaydı, bugün hangi yeni adımı atmaya cesaret edebilirdim?



Yorumlar