top of page
lZKAutN_T7-KxcCat-ELG3VW8AIXVlnCq4OUvsinDxJ_B8y5wXOQXrkf1EJ36z6epMObVIf6HLXYNUKP4WO9RkHOxg
Uçak Penceresinden Günbatımı
Uçak Penceresinden Günbatım�ı

Sekans 09:
Oluş

 Her şey değişiyor; ama oluş, yalnızca bir hâlden diğerine geçmek değil, değişimin içinde durmaksızın yeniden biçimlenmek. Bu ay sabit bir “ben” aramak yerine, kim olduğumuzun nasıl sürekli oluştuğuna bakıyoruz.

 

Sekans 09: Oluş

İnsan çoğu zaman kendisini sabit bir şeymiş gibi düşünür.

Sanki bir “öz” vardır; yaşadıklarımız, seçimlerimiz, kayıplarımız ve karşılaşmalarımız onun etrafında olup biter. Oysa hayatın kendisi bize başka bir şey söylüyor: Değişiyoruz. Üstelik yalnızca fikirlerimiz, alışkanlıklarımız ya da koşullarımız değil; kendimizi anlama biçimimiz de değişiyor.

Herakleitos’un nehir metaforunda olduğu gibi, aynı yere dönsek bile artık aynı kişi değiliz. Çünkü yalnızca nehir akmıyor; nehre bakan kişi de değişiyor.

“Oluş” tam olarak burada başlıyor.

Oluş, bir hedefe ulaşıp nihayet “olmak istediğimiz kişi” hâline gelmek değildir. Tam tersine, tamamlanmış bir benlik fikrinden vazgeçmektir. Kendimizi bitmiş bir eser gibi değil, devam eden bir süreç gibi görebilmek. Yaşadığımız her deneyimin bizi biraz değiştirdiğini, bazı parçalarımızı geride bırakırken bazılarını yeni yeni kurduğumuzu kabul etmek.

Belki de bu yüzden geçmişteki hâlimize dönme arzusu çoğu zaman karşılıksız kalır. Çünkü geri dönmek mümkün değildir. Bir zamanlar sevdiğimiz şeyleri yeniden yapabilir, eski rutinlerimize dönebilir, tanıdık yerlere gidebiliriz; ama bunları yapan kişi artık aynı değildir.

Bu, kayıp olmak zorunda değil.

Çünkü değişmek yalnızca bir şeyleri geride bırakmak değil, henüz bilmediğimiz ihtimallere de yer açmaktır.

Nietzsche’nin kendini aşma fikrinden Bergson’un süre anlayışına, Deleuze’ün “oluş” kavramına kadar birçok filozof insanı durağan bir varlıktan çok, sürekli hareket eden bir süreç olarak düşünür. Belki de kimlik dediğimiz şey, değişimin karşısında korumamız gereken sabit bir çekirdek değil; değişimle birlikte yeniden kurduğumuz bir hikâyedir.

Bu ay Sekans’ta “Kimim?” sorusunun biraz yanına çekilip başka bir soru soruyoruz:

Şu anda neye dönüşüyorum?

Eski hâlimize dönmeye çalışmadan, yeni hâlimizi de aceleyle tanımlamadan; aradaki o belirsiz alanda biraz kalacağız.

Çünkü bazen dönüşüm, yeni bir insan olmaktan çok daha sessizdir.

Bir düşüncenin artık eskisi kadar ikna edici gelmemesi.
Bir ilişkinin içinde farklı davranmaya başlamamız.
Bir alışkanlığı bırakmamız.
Bir şeyi artık istemediğimizi fark etmemiz.
Ya da uzun zamandır susturduğumuz bir ihtiyacın yeniden duyulur hâle gelmesi.

Bunların her biri küçük bir oluş hâlidir.

Eylül boyunca değişimi bir sapma gibi değil, yaşamın doğal hareketi olarak düşünmeye çalışacağız. Kendimizi sabitlemek yerine gözlemleyecek, “Nasıl biri olmalıyım?” sorusundan çok “Bende şu anda ne değişiyor?” sorusuna yaklaşacağız.

Belki de mesele eski hâlimize dönmek değildir.

Değişmiş hâlimizle yeniden tanışmaktır.

kürasyon

filozof panosu

Herakleitos

Friedrich Nietzsche

Henri Bergson

Gilles Deleuze

Alfred North Whitehead

okuma önerileri

  • Herakleitos — Fragmanlar

  • Friedrich Nietzsche — Şen Bilim, #341 “En Büyük Ağırlık”

  • Henri Bergson — Yaratıcı Tekâmül / Creative Evolution

sanatta izler

  • Film önerisi: 

    • Waking Life — Richard Linklater, 2001

    • The Tree of Life — Terrence Malick, 2011

  • Dinle: 

    • ​BBC In Our Time — “Heraclitus”

    • The Dissenter — Neil Sinhababu: “Nietzsche on the Eternal Recurrence”

akılda kalmalı;

“Beni ben yapan şey değişmeyen taraflarım mı, yoksa değişme biçimim mi?”

bottom of page